Bir yaylaya ilk kez gittiğinizde şehirden çok daha az insan olduğunu görürsünüz. Ama asıl fark insan sayısında değil, insanlar arasındaki hızda. Karadeniz yaylalarında tanışmak, İstanbul'da tanışmaya hiç benzemiyor. Daha yavaş, daha sessiz, genelde daha anlamlı.
Bu yazı üç yayla üzerinden: Ayder, Uzungöl, Hıdırnebi. Üçü de farklı karakterde, üçü de farklı bir tanışma ritmi sunuyor. Ve üçünün de ortak bir özelliği var: sis.
Sis bir aracı gibidir
Karadeniz yaylalarında sis bir hava olayı değil, bir atmosfer. Bir saat içinde iki kez gelip gidebilir. Sis içinde yürümek, iki kişi arasındaki sözsüz anlaşmayı kolaylaştıran tuhaf bir özelliğe sahip. Çünkü gözün bir şey görmediği bir ortamda, insanın kulağı ve sezgisi daha açık oluyor.
Bunu şehir insanı ilk başta tuhaf bulur, iki gün içinde alışır, üçüncü günden sonra eksikliğini hissetmeye başlar. Bu yavaşlama Karadeniz yaylalarında yapılan tanışmaların doğasına temel.
Ayder: Turistik ama hâlâ kıyısı var
Ayder artık çok turistik, bunu saklamayalım. Yaz aylarında yayla kıyafetli fotoğraf çekimlerinin merkezi. Ama Ayder'i ekim ortası-mayıs başı aralığında görmediyseniz, kendisi hakkında yanlış fikir sahibisiniz demektir.
Ayder'in sessiz halini yakalamak için iki seçenek var:
- Mayıs öncesi: Hâlâ kar kalıntıları var, oteller az açık, sokak kalabalığı yok. Buradaki sessizlik derin bir sessizlik.
- Ekim ortasından sonra: Yapraklar dökülüyor, kaplıca suyu hâlâ sıcak, yaylaya çıkan yol hâlâ açık.
Ayder'de tanışma noktaları
Tanışmanın doğal noktası kaplıca değil (kaplıcada tanışmak çoğu kişi için rahatsız edici). Asıl nokta, yaylanın aşağı kısmındaki küçük kahvehaneler. Bu kahvehanelerde sabah demli bir çay, soba başında Rize civarından tanıdık sessizlik. Bu atmosferde karşı masadaki birine bir iki soru sormak, İstanbul'da benzer bir kafede söyleyemeyeceğiniz şeyleri söylemeyi mümkün kılıyor.
Ayder'in gerçek flört potansiyeli yaylanın üstünde değil, aşağıya inen yol üzerinde. Yemyeşil vadi, nehir kenarı yürüyüş yolu — bu rotada yarım saatlik bir yürüyüş bile iki kişi için çok özel hissediyor.
Uzungöl: Fotoğrafın tuzağı
Uzungöl'ü fotoğraflardan bilirsiniz. Puslu, mavi-yeşil, ve o meşhur cami-göl kompozisyonu. Gerçek Uzungöl, Instagram'daki Uzungöl'den farklı. Ana göl çevresi yaz aylarında turist dolu, kahvaltı zincirleri büyümüş, helikopter turları bile var.
Uzungöl'de doğru tanışma için asıl gidilecek yer ana göl değil. Uzungöl'ün birkaç kilometre ilerisindeki Şerah ve Haldizen yaylaları. Oralarda turist yoğunluğu yok ve yerli halk sık sık yaylaya çıkıp iniyor.
Haldizen'e giden yol tek şeritli ve çamurlu. 4x4 olmadan gitmek zor. Ama o yolun sonunda yaklaşık 2000 metre rakımda, iki-üç evli bir yayla var. Oradaki bir kahvehanede bir bardak Trabzon çayı ve bir tabak mıhlama, bir ilk randevunun kalbini değiştirmeye yeter.
Hıdırnebi: En az bilineni
Hıdırnebi, Trabzon'un Akçaabat ilçesine bağlı, deniz seviyesinden yaklaşık 1800 metrede bir yayla. Şenliği meşhur ama şenlik dışında çok sakin. Ayder kadar turistik değil, Uzungöl kadar Instagramlanmış değil. Tam da bu yüzden ilk tatil randevusu için en sessiz seçenek.
Hıdırnebi'nin özelliği: yaylanın ortasında bir cami ve iki-üç kafe. Çevrede geniş bir otlak ve ufukta Karadeniz manzarası. Havanın açık olduğu günlerde denizin mavisi uzaktan görülebiliyor — bu görüntüyü pek çok yaylada bulamazsınız.
- Hıdırnebi'ye Trabzon şehir merkezinden yaklaşık 1.5 saatte çıkılıyor.
- Yol boyunca Akçaabat'ın köylerinden geçerken küçük köy kahvehanelerinde molalar verilebilir.
- Yaylada konaklama imkânları sınırlı; günübirlik ya da çadır kampçılığı öne çıkıyor.
Karadeniz yaylalarında tanışmanın sırrı: yemek masası
Karadeniz yaylalarında tanışmanın en doğal sahnesi, bir yayla evinin önünde hazırlanan uzun masa. Mıhlama, kuymak, hamsi, akçaabat köftesi. Buradaki masa geleneği İstanbul restoran masasından farklı: herkes aynı tabaktan yiyor, dirsekler dokunuyor, sohbet yavaş başlıyor ama uzun sürüyor.
Eğer şanslıysanız bir yayla evinin sahibi sizi masaya davet edecek. Bu davet sürpriz değil, bir gelenek. Şehirli biri "zorunlu bir şey mi, yoksa saygıdan mı?" diye düşünebilir. İkisi de değil. Sadece misafirperverlik kuralı — ve bu kural iki yabancının birbirine ısınmasına çok yardımcı oluyor.
"Uzungöl'e üçüncü kez gittiğimde, bir yayla evinin önünde Trabzon peynirini tadarken tanıştığım bir kadınla iki saat konuştum. İkimiz de bir şeyler bekliyorduk o masadan ama ne olduğunu bilmiyorduk. Sonra fark ettim: masanın sağladığı şey, şehir hayatında her gün kaybettiğimiz o uzun, telaşsız zamandı."
İklim meselesi
Karadeniz yaylalarında hava çok değişken. Yarım gün içinde üç kez yağmur-güneş-sis döngüsü görebilirsiniz. Bu duruma hazırlanmak için:
- Bir ince yağmurluk (şemsiye değil; rüzgârda işe yaramaz).
- Su geçirmez ayakkabı (sokakları kolaylıkla çamura dönüyor).
- Katmanlı giysi (alt kısımda ince, üst kısımda kalın).
- Güneş gözlüğü (sisin ardından çıkan güneş çok yakıcı olabiliyor).
Hava hazırlığı aslında bir empati göstergesi. Karşınızdaki kişiye "yarın yanına bir yağmurluk al" demek, "bu randevuyu düşündüm" demenin sessiz bir yoludur.
Ritim: Yaylalar acele etmez
Karadeniz yaylalarında üç gün kalmak, Bodrum'da üç hafta kalmaya denktir duygusal olarak. Çünkü her gün akşam 19:00'da hemen hemen tüm aktiviteler sona eriyor. Bu saat sonrası ya otelin salonunda oturacaksınız, ya da bir yayla evinin bahçesinde.
Bu sessiz akşam saatleri, Karadeniz yaylalarının gerçek flört laboratuvarıdır. Telefon sinyalinin zayıf olduğu bir ortamda, karşınızdaki kişiyle gerçekten göz göze gelmek zorunda kalıyorsunuz. Sohbet yavaşlıyor, derinleşiyor ve bazen iki kişinin birlikte geleceği olup olmadığına dair açık bir işaret veriyor.
Kimin için değil, kimin için
- Uygun değil: Yoğun aktivite arayan, 4-5 şehir gezmek isteyen, sürekli yeni yer görme kaygısı olan çiftler.
- Uygun: Sessizlikten keyif alan, bir kitap bitirmekle bir akşam yemeğini birbirinden ayırmayan, karşısındaki kişiyle sohbeti seven çiftler.
- En uygun: Şehirde iki-üç ay birbirini gören ve şehrin temposundan çıkıp gerçekten birbirini tanımak isteyen çiftler.
Bir öneri
Bir sonraki yaylada geçireceğiniz bir günün yarısını hiçbir rehber ya da harita olmadan yürümek için ayırın. Bir yol seçin, gittiği yere kadar gidin, gerekirse geri dönün. Bu plansız yarım gün, Karadeniz yaylalarının size verebileceği en değerli şey. Çünkü plan yoksa beklenti yok, beklenti yoksa baskı yok. Baskı yoksa iki kişi birbirini gerçekten görebiliyor — ve yaylanın asıl işi budur.